GECE DENİZİ

Aristotales M.Ö. 350 civarında Fantasianın önemini savunmuştu. Gerçek anlamda iyi bir hayat sürebilmek için kurguyu ustaca kullanabilmek, olabilecekleri ya da olması gerekenleri hatta asla olamayacakları hayal etmek gerektiğini. 

Papuçlar Mezopotamya’dan

Yazarın bile isteye bıraktığı aralık kapılardan sizi ağaçların koruyucu ruhları karşılar, bir diğerinde öç tanrıçaları, oradan Düşzamanı’a süzülür, yol cini Azmıç’la, lohusa kadınlara musallat olan Alkarısı’yla tanışırsınız. Sabaha kadar konuşsak bitiremeyeceğimiz kırmızı ayakkabılar, yaygaracı Geçkinler ve kadim Tufan. Yecüc’le Mecüc’ü, Deli Dicle’yi, Kazancı Bedih’i, Servi’ye yol boyunca eşlik eden Fırat’ı, Yusuf amcayı…Uzun lafın kısası, yazar hamuruna kattığı her şeyin tadına bakmanıza izin verir, hiçbir şeyi kendine saklamaz. Arkanıza yaslanın ve ona teslim olun. Uzay gemisine hortumuyla bağlı bir astronot kadar güvende ve özgürsünüz. Dilediğinizce gezin. Halfeti’ye gidin, Nemrut’a çıkın, Ortaköy’de gece yarısı açık bir sofraya davetsiz misafir olun, Mardin’de gece bekçilerinin altında denize girin. 

Mitoloji herkes içindir, ısrarla ve azimle herkese kucak açar. İster Acem olsun ister Yunan, isterse Bektaşi. Etkili metaforlar kurar ve böyle geldiyse böyle gitmemesi üzerine hikayeler anlatır. Gerçek peri masalları açlık hakkındadır der Katherina Rundell. Herşeyden önce güce duyulan açlık ama aynı zamanda aşk, adalet, değişim ve dönüşüme duyulan açlık. Karakterler bazen gerçek anlamda birbirlerini yutar ta ki matruşka bebekler iç içe geçene dek.  

Kütüphaneler dolusu kitaplar vardır; iyi ki de vardır. Kalın, ağır ve ağdalı. Bazen yaşayan diller yetmez, tek bir satırını anlamak için bile ölü dillerin peşine düşersiniz, el yordamıyla ilerler, sırtınızda belli belirsiz bir ürpertiyle yolunuzu bulursunuz. Sosyoloji, tarih, teoloji, siyaset bilimi ve pek tabi ki mitoloji hatta temel bilimler de olmazsa olmazınızdır. Ezoterik bir tarikat üyesi gibi yıllarca sabırla pişersiniz ki sırra erebilesiniz. İçeri değil içerden bakabilesiniz.

Aralarında bazı kitaplar vardır, size sizin yerinize yaktığı mumu cömertçe tutar ve yol gösterir, bir türlü anlamadığınız, birbirine ekleyemediğiniz halkaları kolayca takar. Kahramanı yolculuğa çıkaran tüm masallar, hatta kadim çocuk kitaplarıdır bunlar. Bir simya gizlidir her birinde. Dönüşebilmeleri için çok emek gerekir, çok zaman, biraz büyü, biraz öz, fazlaca sevgi, aldığı kadar sabır, uykusuz geceler. Ve size raflar dolusu kitaplardan damıttıklarını karşılık beklemeden sunarlar. İşte Gece Denizi, bu uyku kadar ince ve zarif kitap da böyle doğdu. Yılların birikimiyle.

Ezelden beri değişerek gelen her güzel şey gibi anlatı da evrildi ve Angela Carter’in dediği gibi “Eski şişelere yeni şarap koymaya varım, hele hele yeni şişelerin basıncı eski şişeleri patlatıyorsa.”

Masallar sanılanın aksine hala her yerde bizimle. Yazar bize onları, kendi mitlerimizi nasıl bulabileceğimizi bize rehberlik ederek büyük bir cesaretle göstermiş. Eski şişelere yeni şarap koymuş ve patlatmış. Onlara sahip çıkalım istemiş, otoritenin tahakkümünden, mahalle baskısından koruyalım, “mış” gibi yapmayalım istemiş. Çirkinlik, kırıcı hırçınlıklar, bencilce ihtiraslar, kabalık, görgüsüzlük, budalalık, iyilik, korkaklık, çaresizlik, tutku öteden beri var. Bize has kusurlu, az kusurlu bilumum duygular. Ama özgürlüğümüzden ödün vermeden kendi kurallarımıza göre oynar, özgün dilimizi yakalarsak işte o zaman kendi geleneğinden bir sanat eseri doğar. Gece Denizi’nin doğduğu gibi. Asla bir şey açıklamak zorunda kalmayan.

Yazar kimi tepeden tırnağa sarsacağı hesabını kurmadan yazmış, çünkü o yeterince hikayesinde sarsılmış ve bunu bize tevazuyla köpük tabaklarda öylesine sunmuş. Allayıp pullamadan, kenar süsleri yapmadan. Adalete, merhamete duyduğu o naif ama güçlü istekle. Tıpkı oyun yanlısı çocuklar, çocuk kahramanlar gibi. Servi de düşe kalka Kharon’un kayığına biner ve direniş ve değişimi sanatla başlatır.

Tam da ihtiyacımız olan neşeyi beklerken sen nelere kadirsin edebiyat. Eline sağlık Şebnem Soral Tamer.

Yelda Ugan S.

26/06/22, Gayrettepe