MISIR

Gerçeğe, yol ile nail olunur,

Poul Colhe’nin Simyacı adlı kitabının kahramanı Sandiego’nun izinde, Endülüs, Fas ve nihayet Mısır,

Yedi bin yıl öncesinden gelen dünyevi bilgelik, semavi ilim,

Geleneğin öğrettikleri her zaman doğrudur,

Sütunlarla çevrili koridorlarda yürüyen beyaz cübbeli rahipler,

Tanrılarının izlerini dört bir yanda gören Mısırlılar korku, merak ve hürmetle onları Nil’in yükselişinde, torağın bereketinde, hayvanlarda, güneşte, ayda, gökyüzünde ve yeryüzünde aramışlar, 

Her iki tarafı da çölle çevrili, verimli dar bir toprak şeridi. 

Bu şeridin ortasından akan efsunlu Nil,

İstekleri kanun hükmünde olan güneşin oğulları, hükümdarlar, rahipler, bilgin sınıf, katiplar, kadınlar ve çocuklar,

Tanrıların en yücesi, kayıkla yolculuk yapan, ışık ve sıcaklık veren güneş tanrısı Ra,

Gökyüzünün hükümdarı Osiris, 

Tanrının simgesi scarablar,

Yaşam anahtarı, Ankh,

Dünyanın yedi harikasından ayakta kalan tek bir tanesi; Piramitler,

Kahramanın yolculuğu, yekpare taştan yapılma, dünyanın en büyük eşik bekçisi, bir öğleden sonra uykusunda, rüyayla gelen Sfenks,

Taşa yazılan mesaj.

Mavi bir çizgi Akdeniz,

Hiçliğin kenarında

Bir görünüp bir kaybolan

Kum rengi bir hiçlik

Mersa Matruh

Yabani deve bozlaması,

Kız neşesi,

Kahire’den 850km uzağa, batıya, Libya sınırına, 

SİWA

Palmiyelerin olduğu yer,

Aghurmi,

Yıldızdan bir battaniye örttüler üzerimize,

Tamara ve Sofia adında,

Vaha,

Vahad, genizden, 

Oasis,

Bizden evvel, 2500 yıl kadar evvel Persler gelmiş, 

Ordunun kaybolduğu yer, koca ordunun yok olduğu, 

Oracle Temple,

Yedi ayrı kabileden insanların geldiği yedi ayrı kapısı olan tapınak,

Cezayir’den ve Fas’tan, 

Saklı yerler,

İmandan gelen temizlikle süpürülüp silinmiş, eser miktarda bırakılmış fresk,

Aman’un tüyleri

Velev ki firavunsun ve şapkanda iki tüy var Amon’un gücündedir niyetin, 

Kendi kendini gerçekleştiren kehanet, haydi sor Makedonyalı, 

İskender kutsal alana girer ve sorar,

Ben Zeus’un oğlu muyum?

Cevap onu mutlu eder,

Hiç şüphesiz,

İnandık, iman getirdik,

Torba içinde torba, o da İdil kadının kucağında, 

Muz ve guala

Kakuleli kahve,

Kişniş,

Reyhan,

Biberiye

Gün batımı

Aldığı kadar toprak ve tuz, bir tutam saman, az biraz kaya,

Güneşte kuruyan damlar,

Göz göz tuz gölü,

Turkuaz,

Ölü dağı

Cezayirli kırmızılı kadın, 

Beyazlı olan Uzakdoğulu, Ra onları bir tutam ışıkla sonsuza dek görünür kıldı, pembe kılıflı bir ıphone 16’da,

Allah, Bismillah, Yallah, elhamdülillah,

Gören görünür,

Kadınlar çözülür.

Dar ve alçak kapılar,

Dikkat! Buralar çok tehlikeli, her an karşınıza ağzı emzikli, ayakları çıplak, saçı tepesinde, aşırı sevimli yavru bir firari çıkabilir. 

Bedevi alfabesinde kadın ve erkek palmiyeler,

Hurmalar,

Hayra delalet scarab, nam-ı diğer bok böceği, hayatın devri daimi, 

Kadınlar İsis’e emanet,

Cübbeli rahiplar, Pers kralı Dairus, Zülkarneyn ve şürekası.. şimdilik, makul ve mantıklı.

Başından aşağı bala bulanmış bir köle yürüyor firavunun yanı sıra,

Sinekler ona konsun diye,

Daha oralara gelmedik,

Hala minnak cezvelerde pişen kahvemizi bekliyoruz, 

Şehirli tahammülsüzlüğü,

Çölde çay, limon otlu,

Çöldesin şimdi, en iyisi çölün içine dal, bir tek kum tanesini seyretmen yeter, Simyacı,

Bir scarab yatmaya hazırlanıyor, yeni bir ev yapıyor başını sokacak, Sisifos misali her akşam yeniden, minik ayakları kaderden daha güçlü, kadim bir sabırla kuma nakışlar çizen,

KAHİRE

Memluklular’dan gelen mimari, gazebo, çardak şeklinden esinlenerek yapılan şeffaf minareler

Nil kenarında akşam yemeği,

Kahire’deki evimiz, Giza ve Gem manzaralı,

Bizi bekleme odasına aldılar, 

Gün geldi çattı, 

Ve kapılar açıldı

72 Milet tek kapıya dayandı,

Great Egyptian Museum,

Şimdi sıkı tutunun, 5 bin yıl geriye gidiyoruz,

Mısır çılgınlığını başlatan tek bir uygarlığa ait, dünyanın en büyük müzesi,

Şanına yakışır bir Obelisk, tek parçadan yapılan askıda bir dikilitaş,

Tepesi altındanmış bir zamanlar, deniz feneri gibi parlak,

Kartuşunu her yere kazıyan Ramses,

İyi bir ev sahibi, 

Ayakta, kapıda karşıladı bizi, 11 metre boyunda, 

Tevazu bizden, zira biçim ne kadar büyükse temsil ettiği kişi o kadar önemli,

Majesteleri,

Anibus çakal kral hem mumyalamaktan hem de son karar gününden sorumlu, terazinin bir kefesine kalbi, diğer kefesine tüyü koyuyor, kalp ağır gelirse cehenneme gidersin, tüy kadar hafifse kalbin cennete. 

12 jürinin de fikri alınarak amel defteri kapanıyor. 

12 angry man, guilty or not guilty,

Uyumlu, anlayışlı ve sabırlıyız zira cehenneme gitmek istemiyoruz,

Cennete giden kayıkta sadece deliler ve çocuklar var. 

Biz de niyetteyiz.

Greko Romen sanat, 

İnsan odaklı, idealist, merkeziyetçi ve gerçekçi sentez, 

Her şey mumyalanmış, tohum, baklagiller, incir bile,

Kırmızı, lacivert, yeşil ve altın sarısı heykeller, 

Asillerin ayaklarını koydukları tabureye düşman figürleri çizilmiş, 

Küçük asilin taburesi boş, henüz bir düşmanı yok yavrunun,

Lübnan’dan getirilen sedir ağaçlarıyla yapılan kayık, çivi kullanılmadan, iplerle bağlı, öbür dünyaya sefer yapan,

Hitit’den  miras savaş arabaları, 

Mumyalama yatakları,

Lotus başlı sütunlar,

Ölümden sonraki hayat,

Sonsuzluk,

Giza’ya, piramitlere nazır camdan bir davet,

Tutankamon’un 11kg som altın maskesi, altın tabutları, sandaletleri, mücevherleri ve savaş arabaları,

Kadın firavun Hatşepsut’un alabastar sfenksi, onunla Luksor’da tekrar görüşeceğiz,

Papirus başlı sütunlar,

Kahire Medeniyetler Müzesi

Yine de medeniyet, ille de medeniyet, 

Samimi, şaşırtıcı, davetkar, 

dinlendirici üstelik, Sanat eserleri ve mumyalar,

Lapis lazuli bilezikler,

Pamuk prenses misali, camdan bir tabutta öpülmeyi bekleyen Mumyalar,

Kusuruyla biçimlenen Akenathon, tek tanrıya inanan tek firavun,

Atenizm,

Ve tanrısı Aton’a şiir yazan,

“Bir ruhtur tanrı, görünmeyen bir ruh,

Ta başlangıçta vardı Tanrı

Tek varlıktı o, 

Hiçbir şey yokken,”

GİZA, PİRAMİTLER,

Haklarında çok konuşulan üç güzeller,

Keops, Kefren ve Mikerinos,

Üçü de 5. Hanedan zamanından, aralarında 25’er yıl var.

Kimisi sihir diyor, kimisi uzaylılar yaptı, sevgili doğa diyor, hikmetinden sual olunmayan, 

Heredot’a göre rampalarla yükseldi, yukardan aşağı kireç taşıyla temizlendi ve tepesi altınla sıvandı, İnşasında zanaatkarlar, bira ve ekmek karşılığında tarım işçileri çalıştı. 

Aralarından tüy, kıl, kağıt dahi geçemeyen iki milyon küsür tane giz dolu taş,

KAHİRE TREN İSTASYONU

Luksor’a gece treni,

İsis’in pembe kanatları, kadın muhabbet, 

Lililililili

Mısırlılar nerede?

Tozlu Kahire kızıla çalıyor,

Kuşetli tren, 

60’ların sonlarına doğru zamanda donmuş bir mekan, Bab el-Hadid’i sinemada seyretmiş, çocukmuş o zamanlar, mavi galabiyeli bir Mısırlı, restoranda nargile içiyor. Bara nazır deri kaplama tabureler koyu yeşil, kesme camdan izmarit dolu kül tablaları, iç gıcıklayıcı oynak bir müzik. Zaman, hayat hikayelerinin dile gelme zamanı, yol uzun, gece şerbet gibi,

Yukarı çıkıp gün batımında Kahire’yi izliyorum,

Tren düdüğü,

Geçirgen duvarlar, 

Güler yüzlü çocuk Halit, sabah 5’te nazikçe kapımızı çalan, 

Trende kahvaltı,

Limonlu kek,

Gün doğumu,

Tarlalarda çalışanlar, 

Minik nane bahçeleri,

Muz tarlaları

Mango bahçeleri

Ilgın ağaçları

Şeker pancarı

Sabah sisi,

İri bir fare kadar cılız eşeklerin çektiği tahta arabalar,

Daha önce hiç görmediğim kuşlar,

Kum rengi evlerin mavi balkonları,

Uzakta altın sarısı bir dağ, güneşin parladığı, yeşilin bittiği, yaklaştıkça içe kıvrılan,

Tanrıça İsis’in Osiris’in 14 parçasını birleştirip onu dirilttiği dağ

Rayların yorgun homurtusu,

LUKSOR

Batı tarafı ölülerin, doğu tarafı yaşayanların şehri, eski bir başkent. 

KARNAK ve LUKSOR Tapınakları,

Tanrı Amon ve sembolü şahin başı olan güneş tanrısı Ra’ya  adanan Karnak tapınağı,

Yaşayanların tarafı,

İki bin yıl, otuz firavun görmüş,

Dünyanın en büyük açık hava müzesi,

İnsan ne için evden çıkar?

Eve hayranlık ve hayretle dönmek için, 

Tapınak üstüne tapınak, kafes pencereli bir cami,

Amon Ra’ya hürmetler, bugün çok cömertsiniz,

Luksor’lu Ayman rehber, mahcup ve kibar, 

Dört bin yıllık renkler,

Koç başlı verimlilik tanrısı,

Hatşepsut’un obeliski,

Kırmızı granit,

Kleopatra’nın yüzdüğü havuzda küçük ve büyük balıkçıllar,

Papirus başlı sütunlar,

Gül ibrişimi sarı, akasyagillerden fasulyeli,

Karnak ve Luksor tapınaklarını birbirine bağlayan, koç başlı sfenksli  yol, 

Rahip her sabah pencereyi açıyor, güneş önce tanrı Amon Ra’nın üzerine, kapının açılmasıyla da bütün halka dağılıyor,

Hep böyle bir işim olsun istemişimdir,  

Tutankamon’un mezarı, şahitlerin huzurunda, kayıt altına alınarak, hiç bozulmamış haliyle 1922’de İngiliz Howard Carter tarafından bulundu. Carter’in evi bugün Luksor’da bir müze, 

Mango ağacı

Galabiyalı erkekler,

La şükran, 

Anubis, mumyalama tanrısı,

Fresklerdeki tırtıklı uzun çizgi, su, Nil manasında,

Alabastar mermeri,

NİL

Güneye, çıkıyoruz, yukarı,

Mısır’ın kalbine bir yolculuk

Gemide 4 gün,

Uzun, menevişli, mağrur nehir, 

Kayalar, güneş ve renkli küçük tekneler,

Beyaz Nil, Uganda’nın Jinja kasabasından doğar, 11 ülkeden geçer,

Siyah bacaklı kuş görünce heyecanlanıyorum, adını söylüyorlar, unutuyorum,

Karabataklar boğazdan tanıdık,

Üç katlı gemiler, pencerelerine Nil’in şavkı vuran, 

Sinyoraya şal, yeşil kayıkta iki satıcı, 

Nil’de seyir denize benzemez, nehir hiç bitmez.

Bilabal, bizim şekerli süte batırılmış diş hediğimiz,

KRALLAR VADİSİ

Medeniyetler müzesinde gördüğümüz mumyaların çıkarıldığı yer,

İnsan öldüğü zaman, ruhun Osirus’a hesap vermek için on iki saat gündüz, on iki saat gece yaşayıp bir günü hesap vererek geçirdiği ondan sonra da mumyalanmak için vücuda geri döndüğüne inanılıyor. O yüzden ruh ve beden sadece 24 saat ayrılıp tekrar bir araya geldiğinde mumyalama işi başlıyor. Ruhun kafesi olan bedeni de korumaya çalışıyorlar. 

Aman bir başkasıyla karışmasın bu aşamada yüz maskesi önemli.

Ölüler vadisi, Luksor tarafı yaşayanların tarafıyken, buralar zengin bir hazineye sahip mezarların korunduğu ölü taraf,

Seçilmesinin sebebi, mezarların yerleştirildiği dağın devasa bir piramide benzemesi,

Davetini trende aldığımız büyülü dağ,  

Kutsal piramitler, diğer hayata giderken yardımcı olacağına inanılan,

Hala bir tasarım ilhamı, misal, oteldeki ters piramit sehpalar, 

Buradaki mumyalar zamanla taşınarak Nil’in diğer tarafına götürülmüş,

HATŞEPSUT’un TAPINAĞI,

Tek kadın firavun,

Tanrının kızı Hatşepsut,

Makyaj yapan ilk firavun, gözleri sürmeli,

24 heykeli var, günün 24 saatini simgeleyen,

İnsan yüzlü, aslan vücutlu sfenksleri var, onu koruyan,

Kraliçe, annesiyle Amon Ra’nın bir gece geçirmesi neticesinde doğduğuna inandırdı rahibi, Amon Ra’nın kızı olduğuna, 

Tapınaklara halk yiyecek getirecek, hediyeler sunacak, rahipler onları kutsayacak, Ra’nın güneşi üstünüze olsun,

Her yeni firavun bir diğerinin kartuşlarını çıkarıp kendi kartuşunu takıyor, “buraları ben yaptım.” Duy da inanma, ne acayip.

Memnon heykelleri, gün doğumunda şarkı söyleyen, voltranı oluşturan taştan devler, 

 

Edfu Tapınağı

Edfu kasabası, Horos’un tapınağı, şu kuş burunlu olan tanrı

Greko Romen dönemdeyiz,

Fakat halka yaranmak için tanrı ve tanrıçalar henüz değiştirilmemiş,

Gökyüzü tanrısı, Zodyak, 12 burç

Zekeylikel, İskender,

Bazı kartuşlar boş, çünkü kimin kral olacağı henüz belli değil, zira başkent İskenderiye’den haberin gelmesi dört ay sürüyor,

Karnaktan sonra en büyük tapınak,

Güneş diski yanında koruyucu iki kobra,

Papirusa yazılmış dualar,

Horos’un kayığı Lour’da,

Ko Mombo Tapınağı,

Kombo kasabası, timsah tanrısı Sobek,

Sağ taraf Sobek, sol taraf Horos,

Toprak sahiplerinden suyun seviyesine göre vergi toplanıyor,

Mumyalanmış timsahların müzesi,

Üç mevsim,

Güneş kızdıkça kızıyor, 

Ada köy,

Köye tekneyle gidiyoruz, Nil’de girdaplar büyüyor, akıntıya kürek çekiyoruz,

Sahibinden az kullanılmış tapınak, 180 yılda yapılmış ama gel gör ki 27 yıl sonra Hristiyanlık dinine geçilmiş, 

İskender’den sonra gelen komutanın Horos’la kabartmaları var, kimseyi kınamayacaksın, Alexandre kendini tanrının oğlu ilan ederek halkın karşısına bir Mısırlı gibi çıktığında Ptolemaios karşı çıkmış ona bir Makedonyalı olduğunu hatırlatmıştı.

Günlük hayata dair bilgi veren hiyeroglifler, aldım, verdim, tanrılara sunulan kurban, buğday, meyve vs sayılar, tuttukları muhasebe olsa da bana taşa yazılmış bir şiir gibi geliyor,

NUBİA 

Artık Sudan sınırındayız, Güneye çıkıyoruz, kara Afrika’ya ulaştık, habitat değişti,  insanların şekli şemali de, kuş çeşitleri arttı,

Şimdiye kadar gördüğümüz tüm kırmızı granitler Aswan’dan mermer madenlerinden,

1964 Aswan barajının kurulmasıyla beraber Nasır, dünyanın en büyük yapay gölünün civarında bulunan üç tapınak File Tapınağında birleşti,

İsis ve Osiris

Maymun yüzlü eğlence tanrısı,

Parfüm ve baharatlarıyla ünlü,

Mimozalar,

Kapısında evin hanımının adı yazılı evler,

Agatha Christie’nin Nil’de Ölümü yazdığı Old Cataract otel

“Luksor ve Aswan’a çıkacağız, belki Hartum’a kadar da gideriz.” Kitaptan bir satır,

Nil’e veda,

ASWAN’dan ABU SİMBEL’e  

Abu Simbel’den öte yol yok, Sudan sınırı,

Ayaklarımızın altında sarı ve sıcak kum, 

Ramses’ler biz avarelere tepeden bakıyor,

Hava neredeyse 45 derece ama tapınağın içi loş ve dingin, Kadeş savaşına ilişkin kabartmalar, siyahi ve Suriyeli tutsaklar,

2. Ramses savaşmak istiyor, Suriye civarlarında olan Kadeş’i almak. Kuzey Doğuya doğru ilerleyacek. Yolda Hitit ajanı bedevilerle karşılaşıyor, “Muatali gelmiyor,” diyorlar, Ramses son sürat ilerliyor ve hezeyana uğruyor. Derken ortalık karışıyor, sonunda iki taraf da “biz kazandık,” dese de tarihin bilinen ilk yazılı barış anlaşması, Kadeş tarflar arasında imzalanıyor. Mısır Suriye üzerindeki emellerine son verecek, Hititliler çekilecek. 

Ramses de kendini sanata adıyor, heykeller yaptırıyor, oraya tapınak buraya obelisk derken yukarı Mısır’ı donatıyor.

Taştan bir tepeye 4 heykelini kazıtıyor, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık, sonra da Nefertari’ye ilk kez bir Firavun karısına tapınak yaptırıyor. Kayalara oyularak, 20 yıl kadar sürüyor. Aşk filan anlatmıyor, Kadeş savaşını anlatıyor. Aşkım için diyor ama savaş anlatıyor tapınakta, patavatsızlığı bununla da bitmiyor, Nubia’lı bir kadınla evlilik sahnesi de işleniyor duvarlara,

Ramses’in ayaklarına Aswan barajının suları geldiğinde dünya seferber oluyor,

Abu Simbel tapınağı da bulunduğu yerden daha yüksek bir yere taşınarak miras korunuyor.

Tapınakların ön yüzleri hükümdarlar tarafından propoganda sayfası olarak kullanılmış, sekiz sütuna manşet,

Hiyeroglif günlük hayat için pratik olmadığı için papazlar için Heratik dil geliştirilmiş, halkın kullandığı dilse dimotik, 

Beli silahlı pembe gömlekli kavruk erkekler, siyahlar giymiş, gözleri sürmeli kadınlar, perme perişan çocuklar,

Çölle terapi seansındayım,

Karşılıklı susuyoruz,

Amon Ra’ye ithaf edilen tapınaklara rağmen güneş kızmaya devam ediyor, 

22 Şubat, 22 Ekim, yılda iki kere gün yüzü görenler, ışık 30 metre kadar içeri girip her yıl aynı şekilde tanrıları aydınlatıyor. 

Işığı göremeyen ebedi gölge karanlığın tanrısı,

Gölge en kıymetli şeymiş, Jung geçti buralardan, gölgeme tutundum bekliyorum,

Favori tanrıçam Hathor, inek boynuzlu, boynuzlarının arasında solar diskle görünen,

Neye kızıyorsun Ra?

Hiçliği örten mavi gökyüzü 

Damlama usulü can bulan yeşil bir çizgi,

Rengarenk kamyonların gölgesinde uzanmış yatan şoförler,

Susma çöl, bir şeyler söyle,

Ve kızgın çöllerden serin sulara iner gibi yine yeniden Nil,

İçerleyen taraflarımdan öpüyor, birazını Nil’e birazını çöle bırakıyorum, arkamdan geliyorlar,

Komando kıyafetli askerler, polis de olabilirler, yolumuzu kesiyor,

“Turki,” diyor şöför,

Fas’taki kadar tezaruhat almıyoruz bu cevap karşısında,

İzin veriyorlar, avuç içinden avuç içine gizlice geçen izin belgesi,

Kırmızı, beyaz, siyah çizgili bidondan kapılar açılıyor,

Su ve kum

Nil ve çöl,

Neval El Saddavi’nin ruhuna selam olsun,

Bizim değil, Batı’nın Orta Doğu’su

Bedevi alfabesi, kadın ve erkek palmiyeler,

Nasıl göründüğüme değil, nasıl gördüğüm üzerine çalışıyorum,

Çöl konuşuyor,

İşe yarıyor,

Bir hayalim vardı, Karnak ve luksor’u gece de görmek, olmadı, kısmet Ebu Simbelmiş,

Tamam, okey, neş, süper değildi ama el feneri tutsalar da olurdu bana, 

Çölde kahvaltı,

Herkes kendi deneyimini yaşıyor,

Mu?

Balıkçıl kuşları tanıyorum artık,

Kos çiçeği,

Anasonlu reyhan,

Aswan’dan Kahire’ye uçuyoruz,

Allahu Ekber,

Akeneton’un ruhu şad olsun, 

Mısır’ın en iyi Koşeri burada yenir,

Üzeri bol tarçınlı sütlaç,    

Döndüğümüzde otlar sapsarıydı ve güneydeydi güneş,

Hani ne desem, ne söylesem, ne yazsam az, yetmez dersin ya kifayetsiz kalır kelimeler, sözler… Ben de bir kartuş çizmeye karar verdim, en güzel harflerden oluşan, 12 satırlık,

Sevgili Meltem, İdil, Songül, Aida, Naz, Mehmet, Esen, Kerime, Altuğ, Zeynep, Ayman ve ben Yelda,

Kalbim tüy kadar hafif geldiyse kefede, cenneti yaşadıysam Mısır’da, bu sizlerin sayesinde oldu, Teşekkürler,

Çıldırmış gibi Mısır’ evire çevire sizinle gezmek bir ayrıcalıktı.

 

7-18 Nisan 2026