AFARA

Hava pek bi kararsız, kışa mı geçsin, yoksa az biraz daha sonbahar mı kalsın?

locada kırmızı bi koltuk,

ahşap, sallanan,

Amanoslar’a bakan,

Ve artık sallanmayan.

Sahile gitmişsin rüzgarla buluşmaya, denizle anlaşmaya. Pazarlık etmişsin onlarla; “hele bugün bi durun,” demişsin; “baş tacımız geldi, yarın bakarız.”

Ağrımadık, incimedik senden, sizden yana.

Ne güzel komşumuzdun,

Sen de bizim baş tacımızdın.

Depo, antrepo,

Gemiler,

Gişeler,

Tırlar,

Yolumuz grisi bol, mavisi az, beyazı seyrek, pembesiz bir gökyüzü. 

Yüzüncü yıl uyurken gelirdin, gazete bırakırdın kapıya, ayda bir kere de Milliyet Sanat,

Liman,

Turuncu zürafa vinçler,

Demir çelik, 

Fabrika bacaları, 

Toz çelik,

Habib-i Neccar onlar mı Alaattin Amca, 

ya şu uçan kuşlar, kumru mu, gülün adı, ince kum, Kutadgu Bilig? 

Biberli, katıklı, zeytin, sürk ve tandır ekmeği,

Palmiye, okaliptüs, dut, çam ve hambelis,

Babı Ali’den alaylı Hatay, Adana muhabiri,

Samandağ Hıdırbey köyü; “bu ağaç Hz Musa ile yaşıt,” 1973 Milliyet gazetesi birinci sayfadan verilen haberin

A tipi gümrüklü antrepo

Kızıl, kahve ve sarı,

Pac otogarı, 

Sonrası Kırıkhan, ilk gençliğim,

Ta Muaviye ve oğlu Yezitten beri İsraf saltanatının mimarlarına, Emevi zihniyetine kızardın, pırıltısından çok zırıltısı olan insanlarla işin olmazdı. 

Kış geceleri künefe yapardın küçük bir tüpte,

Yeni bir şehir yükseliyor, sözüm ona depreme en dayanıklısından laf aramızda. Eli göğsünde, en kravatlısından, en gülecinden, en vaat eden, en aday adayından,

Güneş uyumaz buralarda, ara sıra kestirir, n’apsın yaz yorgunu,

Bahçelerde sarı naylon tepeler

Telis çuvalda portakal, limon, mandalina, vs. 

Bazen bilmem kaç günlüğüne kapatırlar hesabını, 

Korkuyorlar senden, çünkü gazeteciler ıskartaya çıkmaz, emekliye ayrılmaz onlar,

Ağzı olmayan kadınlar dediğin için, çocuk, istismar, Tanrının Antakya’ya bahşettiği Asi, hak, hukuk, eğitim filan dediğin için korkuyorlar di mi?  

Damlarda çelik ve camdan sfenksler gün topluyor, yanlarında kendinden menkul uydu alıcıları

Bardak halt etmiş, kovayla yağıyor mübarek,

Islak dağlar,

Denetim istasyonu,

Antakya’ya gelen tren gelinler,

Yağmurla delisi dışarda çaylar, beton viyadükler,

Ta ta ta taammm! 

Sahnede bi kamyon; en kırmızı, en damperlisinden,

O vakit söz Müslüm babada,  

“Kafamız bizden hesap soramaz arkadaş, çünkü biz onu hep güzel yaşattık.”

El Mukaddim,

“Ne demişiz biz, bugün batarsa güneş, yarın yeniden doğar.”

Güzeldik biz, sizinle daha da güzeldik Alaattin amca, 

Sezer teyze, Gözde, ablam ve annemle seni andık, “haberdar et,” dedi annem duasını toplarken.

Islak sarı benekli bahçeler

Organize sanayi

E91

Bitmeyen işler yüzünden yüz süremediğimiz antik kalıntılar,

Sarı kantaron vari devasa çalılar,

Kızıl, Ayasofya rengi kınalı toprak,

Fıstık,

Yer fıstığı, kadiri daha mutlak olan epey uzakta,

Kadirli Yolu

Afara Arapça mı Alaattin amca, bahçe ve bostanlardaki kalıntı, bitkinin son kalan döküntüsü, hani toplayıcıların hakkı olan?!

Ve

Sana bi sagu yazdım ağıt yerine, haberin oldu mu, adını andım sayfanda? Kadife çiçeğin emin ellerde, sen nurlarda uyu e mi?

16 Aralık 23, Osmaniye

Yelda Ugan S.