Ester Lüsyen

 

621ed9b3-dae3-4978-8b19-e9895f1c1c4fMenünün 34. sayfasında siyah beyaz bir fotoğraf vardı, 1984’de kapanan çikolata fabrikasının fotoğrafı. Bir çay söyledim, arkadaşımı bekliyordum, arkadaşımı beklediğimi garsona da öğrendi. “Ay öyle mi!” dedi, omuzumu da tıpışlayacak oldu ama elleri benden öncekilerin içtiği boş kahve fincanlarıyla doluydu. 

İlk şube Beyoğlu Deva çıkmazında, Loryan ismiyle açılmış, sene 1923 “Nevi şahsına münhasır, kendinden menkul bir İstanbul müessesesi…” kurucu Lenas, Arnavutluk ile Kuzey Yunanistan arasındaki Epir’den yirminci yüzyılın başında İstanbul’a göç etmiş. Daha 16 yaşındaymış geldiğinde…bir zamanlar Paris’in Cafe de Flore’siymiş sanki, kimler gelirmiş kimler…Oktay Akbal, Behçet Necatigil, Atilla İlhan, Orhan Kemal, Tomris Uyar, Leyla Erbil….. menü değil mübarek, külliyat! Gizlice çantama attım. Gözümü kapıdan alamıyorum, giren çıkan herkese kafamı kaldırıp bakıyorum, bu benim bekleme tikim, bazılarıyla göz göze geliyorum, garsonlarla üçüncü göz temasımda utanıyorum, hiç güzel değil.

Tek bir eylem midir beklemek? Başka bir şeyle ilgilenirsem beklemiş olmaz mıyım? Ya da daha mı az beklemiş olurum, kıymeti kalmaz mı? Beklenen kişi gelince anlar mı?  “Bu nasıl bekleyiş hiç beğenmedim!” Der mi? Keşke böyle olmasam,  mesela ertelemesem de, burayı mesken tutan müdavimlerin yazılarını okusam, ellili yılların edebiyatçılarını, dalıp gitsem, beklediğim gelince de şaşırsam. İneceğin durakta uyanmışım gibi ama nerdee! Ben bilirim kendimi, hatta kavuşmamızdan sonraki ilk bir kaç dakika boyunca bile tikimi durduramaz, bakar dururum kapıya.

Kül tablasını arkamdaki boş masaya koydum içmemişim gibi. Bir elimde yarım bardak çayım, diğerinde tesbih çeker gibi çevirdiğim tükenmez kalemim, masada ince belli cam bardağın altı, içinde garsonun öbür eliyle tuttuğu çay tepsisine koymayı unuttuğum çay kaşığı, bir de açık defterim, yan yana iki boş çizgili sayfa, sağ üst köşeye tarih atınca  çantamdaki menünün dördüncü sayfasından  Salah Birsel’in sesini duydum, Sait Faik de takılırmış buraya -buraya dediysem Beyoğlu’ndaki şubeye, belki Burgaz Ada’ya giderken, Kadıköy’de mola vermiş, buraya da uğramıştır.  Pangaltıda Çıfıtçılar çarşısındaki evinden çıkar Deva çıkmazına kadar yürürmüş. Pastaneye vardığında cebinden sarı bir defter çıkarır yazarmış; İşsiz aktörler, çocuk öykücüler musallat olurlarmış ona, o da sinirlenir küfrederek kendini İstiklal caddesine atarmış.

Zihnimde sayfalarca yazarken bardağı tabağından bir kaç santim ileri koyuyor, sevenleri ayırıyorum, çok gürültü yapıyorlar, bilinç akışım kevgire dönmüş patlak bir boru gibi. Garson gelince boş bardağı vermiyorum, “hayır almayın lütfen, siz bana ikinciyi getirin boş bardak burda kalsın, yoksa beklediğim anlaşılmaz…” demiyorum elbette ama yine de uğraşıyorum kendimle.  

“Ester Lüsyen? Yes it does lüsyen, No it does’nt. Onlu yaşlarımızda, kızkardeşim Vuslat’la kimse anlamasın diye aramızda şifreli konuşurduk. Astarım sarkmış mı ya da sütyen askım görünüyor mu? Demekti meali.”  Sen anlatırken defterimi çıkarıp not almıştım. Emirgan’da kahvaltı yapıyorduk hani, o sabah taksiden atlı köşkün önünde inmiştik, daha sabah dokuz bile olmamıştı ve boğazda sis vardı. 

Üzerinde siklamen renkli siyah beyaz şal desenli bir elbiseyle bavulunu sürüyerek geliyor işte, poplin elbisesi dizinin hemen üstünde başlayıp ince ip askılarla güzel gerdanını bile isteye çıplak bırakmış. Bir keresinde liste yapmıştık, en beğendiğimiz yerimiz neresi diye, o, “döşüm güzeldir benim” demişti ve döşünü listenin başına koyduk, ben ne demiştim hatırlamıyorum, belki bu kadar sarkmadan önce memelerim demişimdir. Başımı iyice eğdim, kolyemi düzeltir gibi, gömleğimin yakasından göğüs çatalımı görene kadar içeri baktım. Bavulun tekerlekleri pastanenin bahçe kapısındaki çıkıntıya takılınca durdu, aramızda bir kaç metre mesafe kalmıştı, ayağa kalktım, bavulu kurtarıncaya kadar gülümseyerek baktım ona, yanına gidip yardım mı etsem yoksa burada masada mı beklesem? Kısacık üç beş saniye öylece durdum.

İkimiz aynı anda konuşuyor, aynı anda susuyor bir türlü ritim tutturamıyoruz. Ona bırakıyorum, bekliyorum. “önce bir kaç telefon etmem lazım” diyor sonra konuşmaya devam ediyor, akşam kaldığı arkadaşları o daha uyurken evden çıkmışlar. Sırt çantasından çıkardığı mavi ojeyi tırnaklarına sürerken “Pardon bir menü alabilir miyim” diyorum yanımızdan geçen garsona utanmadan, iki çay bir montebianco bir monşeri geliyor biraz sonra, pastalar çok şekerli, tatları isimleri kadar havalı değil. Bu akşamki lise buluşmasından sonra onlarda kalmayacakmış, bize yarın gelebilirmiş. Pazar günü adaya gitmek istiyormuş, ben gelebilir miymişim? Kimse gelmese de gidermiş, orası ona iyi geliyormuş. Havaalanında bavulunu emanete bırakmalıymış ama iki gün de burada İstanbul’da takılmak, transferi iptal etmek son anda gelmiş aklına, ani bir kararla işte buradaymış. 

“Seninle iskeleye kadar gelirim” diyor, yaşlı garsonun gösterdiği yere bavulu yerleştirip çıkıyoruz. Artık numara yapıyorum, onu ilgiyle dinliyormuşum gibi kafamı sallıyorum. Arada yüzüm ona dönüyor, gözlerine bakıyorum. 

“Vuslat nasıl?” Diye sordum, buluşma heyecanıyla uyuyamadığımdan filan bahsetmedim, “çocuk da arkadaşında kalacak bugün, beni evde bekleyen yok” da demiyorum. Söylemiyorum işte, bu aralar o aşina tuhaflığım yine üstümde., sevgiliye sitem eder gibi…sesim titrer diye, anlar diye korkuyorum. “İstanbul’a geliyorlar, sana değil!” Diyen sese cevap vermiyorum, çok işim varmış gibi “çeyrek kalaya yetişsem bari” diyorum. 

Işıklarda durduk, uzaktan, Haydarpaşa’nın önünden vapur iskeleye doğru süzüldü, telefonunu çantasına koyup koluma girdi. Bir an bulutlar mı aralandı, yoksa bana mı öyle geldi bilemedim, parlak gün ışığıyla Ayasofya’nın yanakları kızardı. “çeyrek geçe gider misin?” Diye sordu, “giderim” dedim hiç düşünmeden, nazlanmadan, “ama filan” demeden. Uzun bir süre önümüzdeki güzel görüntüye, erken akşam üstünün güz güneşiyle pırıldayan denize, hatta, limandaki kız kulesinin zamane koruyucuları turuncu metal zürafalara bile zevkle bakarak durduk.

Mitra

20/04/2019, Kadıköy  

Ester Lüsyen” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.