Festivalden kalan bir yazı

img_2738

Entellektüel enerjim tavan yapmış kabına sığmıyordu. Kahvenin önündeki şemsiyeli masalardan birine oturdum, bir kaç arkadaşıma oturduğum yerden çektiğim “bu sabah yağmur var İstanbul’da” temalı fotoğrafı gönderdim, altına güzel şeyler yazdım.

 

 

 

Spordan çıktım, saat daha 09:30, taytımın üstüne pantolonumu, tişörtümün üstüne de kazağımı geçirdim, astarsız kapüşonlu paltom ve gri beremi taktım, eve uğramadan Yıldız Pota caddesinden Büyükdere’ye metroya yürüdüm. Yol bir uzun geldi, hepi topu üç durak bitmek bilmedi bir türlü. Taksim meydanına çıktığımda sakin ve sürekli yağan bir yağmurla yürüdüm. Kapüşonumu beremin üstüne geçirdim, İstiklal eski kadim İstiklalmiş gibi karşıladı beni, ben de ona öyleymiş gibi baktım. Atlas sinemasını bilmeyen kuruyemişçi mızıkçılık yapınca onu oyundan çıkardım.

Bilet almak için gişenin önünde sıraya girdim. Beklerken önümdeki kadınlara “kaçırmayın, alın o bileti, hem gelmeyen olur, olmadı merdivenlere otursunuz” bile dedim. İki film sonra festivalin havasına giriyor insan, işi gücü bu oluyor.

Sokağın karşı tarafındaki pasajı gözüme kestirdim, daha epey zamanım vardı, ordaki kahvelerden birine oturabilirdim. İki küçük kız çocuğu önümden geçerlerken birbirleriyle çarpıştılar, biri burnunu, biri kafasını tutarken minik elleriyle katıla katıla güldüler. İnsanlar büyüyünce de çarpışıyorlar ama öfkeli kızgın bir şeyler mırıldanıp öylece çekip gidiyorlar.

Entellektüel enerjim tavan yapmış kabına sığmıyordu. Kahvenin önündeki şemsiyeli masalardan birine oturdum, bir kaç arkadaşıma oturduğum yerden çektiğim “bu sabah yağmur var İstanbul’da” temalı fotoğrafı gönderdim, altına güzel şeyler yazdım. “Bugün erkenden uçak modundaki manastır hayatımdan kaçıp İstiklal’le geldim, festival biletim var, 11 seansını bekliyorum” dedim, keşke siz de olsanız diye ekledim, öpücük kondurup gönderdim. Tanıştığımıza memnun olduktan sonra, yeni aldığım bileti sahibine verdim, bizim biletler günler öncesinden alınmıştı ve arkadaşıyla gelen arkadaşımdaydı. Biraz daha oturduk, kızlar yazıyor olmalıydı, telefonum sürekli bipledi. Nişanlısından ayrılır ayrılmaz koca bulan kızın fotoğrafına daha dikkatli bakmalıydım, ne kadar şişmandı değil mi, gelinliğine sığmıyordu adeta. Tüh! dolarlarını niye satmıştı ki, yükselmişti yine mübarek!!

Sanki yavaş yavaş yağmur ensemden içeri giriyordu ve bir şeyler azar azar değişmeye başladı.

Beyoğlu yaşlı bir kadın gibi ağlıyordu, artık kimse onu beğenmiyor, farketmiyordu bile, ağdaki sinek gibiydi, ölümden değil terk edilmekten korkuyordu, kalabalıktı ve karışmıştı. Oyundan çıktım, son çıkan ışığı kapatsın diyecek oldum ama zaten benden başka da kimse kalmamıştı, hemen eve gidip uçak moduma geçmek istiyordum.

Menapoz beni nasıl mı etkiledi, yani kendimde yabancılaştığım, daha önce olmayan şey mi? Bulunduğum yeri terk etme isteği, en sevdiklerimle dahi olsam ordan çıkmak, uzaklaşmak, kaçmak bazen.

02/07/19

Mitra

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.