Deyrulzafaran Manastırı

Eşin benzerin yoktur, yüce tanrı, tek tanrı!
Yapayalnızken yarattın dünyayı bildiğin gibi,
Hiç kimsede bulunmayan ulu kudretinle.
İnsanlar, büyük küçük bütün yaratıklar,
Ayaküstünde yürüyenlerle uçusanlar,
Suriye, Nübye, Habeşistan, Mısır senin eserin
Herkese kendi yerini, kendi nasibini verdin,
Herkese rızkını ve ömrünü sağladın.
Dilleri ayrı, kişilikleri ayrı,
Kendi özellikleri var her ülkenin, her ulusun,
Yeryüzü, senin aklının yarattıklarıyla dolu.

Güneş Tanrı’nın övgüsü adlı Mısır şiirinden

 

img_0575

Daha uzaktan, öğlen güneşinin altında yanakları Mardin kızılına çalmış tevazu içinde parlıyordu. Harç yok, kireç yok, kum yok. Taşlar sanki ayrılmayacaklarına yemin etmiş gibi birbirlerine sıkıca yaslanmışlar. Nakışlar orijinal, 5. yy’dan kalma, kapılar ceviz ağacından, onların üstünde de ne bir çivi ne de tutkal var.

Üç katlı manastırın dar bir geçitten indiğimiz zemin katı, gördüğüm ilk güneş tapınağı, doğu yönündeki yarım daire biçimindeki pencere muhtemelen günün ilk ışıklarının huzmeler halinde toplandığı yer. Ve yine muhtemelen tapınağın bir çeşit kıblesi, mihrabı ya da secdesi.

Karanlığı ilk aydınlatacak olan güneşin doğudan yavaş yavaş kızıl renklerle doğması, güneşin kutsal sayılması için yeterli bir sebep olmuş. Tıpkı karanlıkta bizi aydınlatan ay gibi, yolumuzu gösteren yıldızlar gibi ya da kuraklıktan ölmek üzereyken çakan şimşeklerle beraber gelen yağmur gibi. Bizi koruyan, korkutan, besleyen, barınmamızı sağlayan ne varsa kutsalımız saymışız, yeter ki kızmasınlar diye onlara yani Tanrılara adaklar adamış, kurbanlar kesmiş, dualar etmişiz.

İşte o dönemde, M.Ö kaçıncı yüzyılda bilinmiyor ama burası Güneş tapınağı olarak yapılmış ve M.S 5.yy’da da Manastır olarak inşa edilmiş.

Manastır ismini etrafında yetişen safran bitkisinden almış. Dayrulzafaran, Safran Manastırı.  Taş korkuluklarla el ele birinci kata çıktık,  geniş bir iç avluda biraz dinlendik önce, malum yine sıramızı beklememiz gerekiyor. Rehber haber verecek. Burası beklemek için ya da küçük bir mola vermek için çok uygun, etrafı güllerle çevrili, 8-10 masadan oluşan, masaların üstü tenteli bir bahçe…Allah’ım nerden geldiğini anlamıyorum, havada nasıl güzel bir koku var! Çiçek kokusu gibi değil, tütsü de değil, biraz lohusa çayı kaynara benziyor ama onun gibi baygın da değil. İstemeye istemeye genç, güzel bir garson kızın önüme bıraktığı koyu, biraz da iyi demlenmemiş olacağı için bulanık görünen çaydan bir yudum aldım, zira karnım çok aç, güneş çok kızgın ve manastıra giden gül, defne, zeytin ve nar ağaçlarıyla çevrili yol dik bir yokuşta. Evet!! Koku çaydan geliyormuş, tarçın, karanfil, safran ve siyah çay karışımı. Giderken kızları güneşin altında bekletmek pahasına kasada kuyruğa girip yarım kilo aldım çaydan, evde minik minik demliyorum, çünkü çok keskin, sanırım siyah çay da Mardin’in ünlü kaçak çayından.

img_0577
Tıp merkezi olarak kullanılan bölümdeki yılan kabartması

 

Rehberin arkasından manastıra girdik, kemerli sütunlara kırlangıçlar yuva yapmış, kuş olsam ben de evimi Mardin ovasına karşı burada yapardım. Manastırda dört bölüm var, ayinlerin yapıldığı, ahşap sıralara oturarak rehberi dinlediğimiz salon, İngiliz Kraliçesinin hediye ettiği 376 yıllık matbaa ve dönemin makam arabası tahtırevanın sergilendiği Meryem Ana Kilisesi, tıp merkezi olarak kullanıldığı rivayet edilen ve yılan kabartmalı figürleriyele loş salon ve nihayet aşağıda güneş tapınağı.

Günün kalanı Mardin’in..

 

Yelda UGAN

03/11/2019 Geos Tur

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.