Mevzu para değil.

Pervasız, tıka basa korku dolu, zaman zaman da eğlenceli öğrenci yaşamım hiç bitmeyecek bir ayrıcalığın başlangıcı gibiydi. Görünen görünmeyene, gelmişe geçmişe, başka türlü güzele, kısacası bende olmayan, bende bulunmayan her şeye iştahlı bir merak peydahlanırdı içimde.    

İktisat fakültesinde okurken para ve banka adlı bir dersimiz vardı. Adı bölümle müsemma olsa da cep fotoroman ebatında küçücük bir kitaptı hatmettiğimiz. Yaşlı hocamız kısa boylu, ciddi, otoriter, tam manasıyla bilge bir cadıydı.  

Erkek öğrencilere daha toleranslı olduğunu, biz kızlardan pek hoşlanmadığını sanıyordum. Yanılmışım, mezuniyetimden kısa bir süre önce idari binada, ne işim varsa artık orada, karşılaştık. Eline uzanan elimi yakaladı. “İki yıldır part-time çalışıyorum hocam yakında kadrolu olacağım,” der demez dönüp az evvel vedalaştığı meslektaşına “Recai duydun mu bak!” kendisi muhasebe hocamız olur, derken gözleri parladı, heyecanlı sesi uzun koridorda sekerek koşturdu. Meğer yüzü gülümseme çizgileriyle doluymuş.

Derste gözümün olmadığı, kendimi eğlemek için gündüz düşlerine daldığım bir gün, nasıl olduysa Hikmet hocanın “kötü para iyi parayı kovar,” dediğini duydum. Bu arada o küçük dev kitabı hocamız bizzat kendisi yazmış. Hayret etmenin değerini pek değil hiç bilmediğim, ön yargımın, varsayım potansiyelimin tavan yaptığı yaşları sürüyordum. 

Akşam olunca sınıf arkadaşım olağan üstü akıllı Nal’a sordum, zira kendisiyle yurtta aynı odada kalıyorduk. İstesek de istemesek de saat 21’den sonra mecburi toplanma alanımız orasıydı.

Bir cebinde dolar, diğer cebinde Türk lirası var, hangisini harcarsın? Diye soruma soruyla karşılık verdi. Yani hangisiyle otobüs bileti, defter, kalem veya kantinden çay alırsın? 

Tabi ki liramı harcarım. 

Cevabımdan memnun, “hah işte!” dedi. Değersiz paran değerli olanı piyasadan kovdu. Makbul olan da pratik olan da bu. Yani kötüyü kullanıp iyiyi tutman. 

İnsanın kendini vererek yaptığı hiçbir şey boşa gitmiyor. Anlamıştım, anlamakla kalmayıp örnekler vererek ne kadar anladığımı göstermek istiyordum.  “Eski kıyafetlerimiz yeni olanları, teklemeler takımları, kesme bardaklar kristalleri, pamuk donlar ipekleri, patiskalar saten çarşafları günlük hayattan kovduğu gibi,” dedim.

Nal, o koca ağzının aldığı kadarıyla güldü, güzel yeşil gözleriyle parladı. Hiç kullanılmayan misafir odalarını, büfelerde saklanan likör bardaklarını, bayramdan bayrama serilen dantel masa örtülerini filan sayarak konuyu epey şirazesinden çıkardık.  

“Şimdi bana yeniden ister misin deseler,” yine bir akşam o sekiz kişilik odada, ranza tepesinde tünerken ona sorardım. Peki kötü sohbet iyi sohbeti nasıl kovuyor Nal? 

İlla ciddi konular olması gerekmiyor yani para ve banka gibi. Misal ırkçılık, eğitim, kadın hakları filan. Ya da kitap, sinema, festival. Belgeseller konuşalım da demiyorum, depara kalkan bir parsı, Uganda’daki goril safarisini, İspanya’da El Camino De Santiago yürüyüşünü, Kuzey Işıklarını ve daha fazlasını. Sosyal medya bu konuda sağolsun bize istemediğimiz kadar alan açıyor, açmakla kalmayıp mevzuyu günlerce tefrika etmemiz için zaman sınırı da koymuyor, her halukarda hikmetinden sual etmiyoruz.

Mevzu herhangi bir günden devşirdiğim örneklerden ibaret.

Misal, “dün pazara gittim.”

Dememe kalmıyor, onların mahallede bir pazar kuruluyor. Ama ne pazar! Allah seni inandırsın her şey organik, Çatalca’dan geliyor, Bursa’nın köylerinden, Sakarya’nın denize döküldüğü ağzından. Her sene on kilo ispir fasulyesi atıyor deep freeze. “Sen de at,” diyor “kışın çok rahat edersin. Ama yarım kiloluk yap paketleri, kalıyor, yazık, yenmiyor sonra.” 

“Dün yoğurt mayaladım.”  

“Bir fiske tuz attın mı, ya fiskenin yarısı kadar şeker?” 

“Olmamış o zaman, bir kere sütü kaynatacağın tencereyi iyice soğuk suyla çalkalıyorsun ki dibi tutmasın. Senin tencerenin dibi tutuyor değil mi?” 

“İşte bu yüzden… “

“Geçen hafta nefis bir film seyrettim.” 

“Seyrettim ben onu, dur bakim, geçen yıl seyrettim hatta, eski bir film o.” 

Bir dizi vardı, neydi adı? Hah! “Yetişkinlerin Yalan Hayatı.”

Son sezon yakında geliyormuş ama daha fazla dayanamadım beklemeye, amazonun en prime şifresi var bizim kızda, hemen girdim, bir günde bitirdim tamamını. Bizim kiracı da Disney kanalda, istesem o da verir de yüz göz olmak istemiyorum şimdi. Ayrılmış onlar.

“Kim ayrılmış?”

“Benim kiracı, sevgilisinden ayrılmış.

“Hmmm…” 

“Rimel aldım.”

“Ben internetten yarı fiyatına aldım, linkini atıyorum bundan sonra oradan al.”

“Ne zamandır seni buraya getirmek istiyordum, başka bir yere gelmişsin hissi veriyor insana. Tatile çıkmışsın gibi hem şehirdesin hem çok uzakta.”  

“Biliyorum ben burayı.”

“Yürüdüm,”

“Ben koştum.”

“Atladım,”

“Ben zıpladım.”

“Amuda kalktım,”

“Ben parende attım.”

!!!

“Oldu o zaman bana müsade, ocakta yemeğim var.”

Dinleyicinin şevki anlatıcının dilini çözer derler.

Bilmem anlatabildim mi Nal?

Konu biraz dağıldı sanki ha?

Hikmet hocaya mı sorsak?

25/10/23

Yelda Ugan S.

Bitez

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.