Kapalı Pazar

a7c613d6-67ba-4661-80ea-a156f8a9fc85
photograph by Zeynep Saltoğlu

 

Çocukken evimizin önüne Çarşamba günleri pazar kurulurdu. Sebze meyve pazarı, işte bu pazarla gün “Pazar”ı birbirinden ayırmak için yaşlı kadınlar  gün Pazar’a “kapalı Pazar” derlerdi.    

 

Hafta içi her şey uyum içinde, bir biri ardına eklenirken bugün herkesin üstünde kaba bir telaş var. Sanki yukarda sirenler çalıyor ve hepimiz can pazarındayız, bir itiş kakış ki hayat memat meselesi. Tek kurtuluşumuz gelen trenlere binmek, yoksa hepimizi meçhul bir son bekliyor…birazdan başlayacak olan  asit yağmurları belki, belki rayların altından fışkıracak olan lavlar, hatta deprem ve ardından tsunami.

Yüksek sesle bağıranı mı ararsın, bacağını ayırıp iki kişilik yere yayılanı mı, sövüp sayanı mı? O süklüm püklüm, gözlerini yere dikerek dua mırıldanan dilenci çocuklara bile bir cesaret gelir bugün, sanki ıssız bir sokakta kıstırmışlardır seni, doğrudan gözünün içine bakarlar, diklenirler biraz da.

Her gün teptiğim yollar beni kusuyor,  yapmamam gereken bir şeyi yapıyor gibiyim. Ya da olmamam gereken bir yerdeyim. Alnımın ortasındaki ışıklı panoda “parola ” ve “uyumsuz” yazıyor sırayla, harfler yanıp sönüyor…ne demekse! Bindiğim durak, indiğim merdivenler, kartımı bastığım turnikeler aynı. Tavandan sarkan dijital monitörde de bir tuhaflık yok, saat doğru, haberler iyi, memlekette yine her şey yolunda maşallah!!

Sair günler (ananem iş günü için böyle derdi.) çalışan kadın ve erkekler, her boydan, her sınıftan ve her formadan öğrenciler giderler ve gelirler, ufak tefek sıkıntılar olmaz değil ama “olur böyle şeyler” kıvamında kalır çoğu zaman. Tempo yüksek, düzen tıkır tıkır işler. 

Peki Pazar günü neler oluyor da zıvanadan çıkıyor her şey? Devreleri yanmış gibi davranıyor herkes, zombi gibi dolaşıyorlar ortalıkta. Sesinden, kokusundan anlıyorum; “kapalı Pazar” diye bir şey var. Çocukken evimizin önüne Çarşamba günleri pazar kurulurdu. Sebze meyve pazarı, işte bu pazarla gün “Pazar”ı birbirinden ayırmak için yaşlı kadınlar  gün Pazar’a “kapalı Pazar” derlerdi.    

Tren durunca çift kanatlı kapılar büyük bir gürültüyle açıldı yine, bir anlık tereddütten sonra atladım vagona. Nasıl olsa bir kaç durak sonra şehir merkezi, orada kalabalık azalır, hatta kim bilir, oturur biraz vergi mevzuatı filan okurdum belki. İki Pazar sonra büyük sınav, yirmi yıl sonra titrim değişecek kısmetse, daha yüksek bir şey olacak.

Tam o sırada topuğuma sert bir şey çarptı, önümdeki etten duvardan yayılan kesif ter kokusundan nasibimi alır almaz öfkeyle arkama baktım. Kadın; ön tekerlekleri kapının eşiğinden geçirmeyi başarmış, busetin kalan yarısıyla beraber içeri girmeye çalışıyordu. Korkudan yüzünü al basmış, kolunun yeniyle türbanının içinden sızan teri silmeye çalıştıkça bileğinden sıkıca tutturulmuş polyester gömleği alnında kızıl bir iz bırakmaktan başka bir işe yaramıyordu. Elektronik uyaranın iki kere çınlamasıyla beraber ani bir hareketle arabaya önümü döndüm ve kendimi yana atarak metal tutamakların altına bıraktım. 

Kadının, yarım adımlık boşluğa yerleşmesiyle çift kanatlı kapı metalik  bir sesle otomatik olarak kapandı. Vagonun içinde kısa bir dalgalanma, sıra dışı bir uğultu oldu. Bir film seyreder gibi olup biteni izleyen yolcuların da mutlu sonla beraber olaya ilgileri azaldı. Ben de rahatlamıştım; şapkamı düzelttim, bluzumun boşta kalan koluma düşen askısını omuzuma çektim. Alsancak’da yürüyor olsam hiç umursamam, hatta mağaza vitrinlerinde göz ucuyla yakaladığım yansımam, renkli sütyen askılarımının ulu orta görünmesi hoşuma bile giderdi. Neyse; iyi iş çıkarmıştık sonunda, kadıncağız kazasız belasız atlatmıştı ya! Kaçamak bakışlarla etrafıma baktım, takdir bakışları arandım ama bordo deri çantasına sıkı sıkı sarılmış beyaz saçlı, kısa boylu yaşlı bir kadının kolumu tutarak bana gülümsemesi dışında göz ucuyla dahi olsun bir ilgi ya da alaka görmedim.  

Hala önündeki busetin saplarını sıkı sıkı tutan kadına “iyi misiniz?” Demek için fırsat kolluyordum, hatta ellerimden biri boş olsa başparmağımı yukarı doğru kaldıracak, göz kırpacaktım ona.   

Kadın nihayet bakışlarını yerden kaldırdı, nefes alış verişleri hala düzelmemiş burnundan soluyordu. Çantamdaki kolonyaya ulaşabilsem o da ben de biraz rahatlardık. Bebeğinin uyuduğu arabanın üstünden bana doğru eğildi, metalik ses metronun hareket ettiğini ve gelecek durağın adını anons ediyordu ki dişlerinin arasında tıslayarak “sürtük!!” dedi ağzını büzerek. Tren yavaşladı, kapılar açıldı, dışardaki yüzlerce öfkeli göz içerdekilerle buluştu ama şehir merkezinde kimse inmedi.

13/06/2019, Beşiktaş

Mitra

Kapalı Pazar” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.