Göbekli Tepe

“Annem Göbekli Tepe’nin etrafında yerleşim yeri olmadığını, sadece ibadet için buraya gelindiğini söylemişti. Henüz köy yaşamı bile yokken avcı-toplayıcı insanlar, çok uzaklardan buraya ölülerini gömmeye geliyorlardı. Bu, çok geniş bir alanda ortak bir inancın olduğunu gösteriyor…”

Her şeyden önce inanç vardı. Yonca Eldener Göbekli Tepe Muhafızı kitabından,

img_0665
Göbeklitepe M.Ö 10.000

Urfa’ya doğru ilerliyoruz, Hasankeyf’den Mardin’e kadar olan Yukarı Mezopotamya arkamızda kaldı. Önümüz Urfa’ya kadar Aşağı Mezopotamya. Kızıltepe’den geçiyoruz, solumuzda Suriye, şimdilik sınıra paralel seyrediyoruz.

Atatürk barajından Fırat’ın suyunu Mardin’e taşıyan kanalın üstünden pamuk balyalarıyla dolu römorklarla beraber geçtik. Yağmurlar başlamadan pamuğun tarladan kalkması lazım.

İstanbul’a kadar uzanan ve Urfa’dan geçen otoyolun üstüne Örencik köyüne giden bir köprü yapılmış, böylece Göbekli Tepe’ye hem daha hızlı hem de daha konforlu bir yolculukla gelmek kolaylaşmış. Tem otoyolundan çıkar çıkmaz nohut ekili tarlalar ve kırmızı biber bostanlarıyla karşılaştık. Siyah kırçıllı kilimden yapma çadırların etrafında çoluk çocuk oyun oynuyor, büyükler de yeni mahsulu nazlıyor, ne isterse yapıyorlar. Dedemin kütüphanesinden okuduğum bir kitap geldi aklıma, Yazarı Erich Von Stroheim, Altın Yayınları, siyah ciltli bir kitaptı, adı Paprika. Bir Çingene kızıydı ve aynen böyle bir çadırda kırmızı biberlerin arasında doğmuştu, ona Paprika adını verdiler.

Örencik köyü yakınlarındayız. Doğu’da Karacadağ ve Kuzey’de Toros Dağları‘nın eteklerinde, bozkırın ortasında. Batıda Urfa ve Fırat, güneyde ise Suriye sınırına kadar Harran Ovası, yani çok geniş bir coğrafyadan görülebilen, bulunması kolay bir tepe.

img_0641
Göbekli Tepe’de bozkır fıstık ve badem ağaçlarının arkasından Harran Ovası’na Suriye’ye kadar uzanır.

Ayrıca 12 bin yıl önce insanların bu tepeyi seçmelerinin diğer bir sebebi de dikilitaşları yaparken kullandıkları taşlar. Her yerde bulunmayan ve oldukça sert olan bu kireçtaşlarının  kalitesi ve taş ocaklarının konumu. Minibüslerle yukarı, anıtın çepeçevre üstü çelik bir çadırla örtülü olduğu alana çıktığımızda orda da aşağıdaki gibi ama daha küçük bir cafe ve hediyelik eşya dükkanı vardı. Müze dükkanlarından alışveriş yapmaya bayılırım. Zamanım çok az, ekip dışarda sıraya girmiş bizi aşağı indirecek minibüsü bekliyorlar. Yaka kartından ismini okuduğum Apdullah, “Dikilitaşların minyatürlerini biz yapıyoruz abla” dedi “taşlar da burdan yani aynısı gibi” üzerinde tilki, boğa ve turna kabartmalı olanlardan iki tane aldım, eve gerçek bir Göbeklitepe taşı götürüyordum, yaptığım alışverişten pek bi memnun oldum. “Ne zamandır burda çalışıyorsun?” diye sordum Abdullah’a. Keyifle gülümsedi, sorsa da anlatsam diye gözleri parladı. Meğer buralar onlarınmış. 86 yılında dedesi çift sürerken bir heykel bulmuş Göbeklitepe’de, dede heykeli kaptığı gibi koşmuş müzeye, fakat müze müdürü dedenin getirdiği heykeli beğenmemiş, “çobanlar yapmıştır, çöpe atın!” diye dedenin getirdiği heykele burun kıvırmış. Rivayete göre müzenin çöpünde heykeli o sırada Nevala Çori‘de kazı alanında çalışan rahmetli Claude Smith bulmuş ve sonrası malum.

Buraya gelmeyi neden bu kadar çok istiyordum, hakkında sonradan öğrendiğim hiç bir şeyi bilmeden önce burası, Göbeklitepe neden beni bu kadar heyecanlandırdı? Oval bir yuvarlağın içinde, T şeklindeki 12 dikili taş ve üzerlerindeki kabartmalar bana ne söyledi?

img_0656
Göbeklitepeliler 12 bin yıl önce İnstagrama burdan girmişler?!!

İmgesel düzlemdeki rüyalarımızı söze dökmekte zorlanır, ancak öykü olursa ona hükmedebilirmişiz. Turnalar, yaban domuzları, yılanlar, tilkiler ve boğalar…Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’ndan tanıdığım, seminerlerini dinlediğim Prf. Kürşat Demirci‘ye göre ben de herkes gibi yani süreci hazırlayan tarihsel izi süremediğim için bana her şey olağan üstü bir sihir gibi gelmiş. Aslında biraz da öyleymiş çünkü Göbeklitepe’nin keşfi Arkeoloji tarihini değiştirmiş. Ama beni heyecanlandıran şeyin bu olmadığı kesin. Neyse, Demirci konuya daha çok arkeoloji üzerinden değil de dinler tarihinden yola çıkarak anlatıyor ve öykü oluşmaya başlıyor.

Göbeklitepe, Neolotik dönem demek. Aslında bütün dünya tarihinde önemli bir süreç ama bizim Anadolu, Mezopotamya ve Akdeniz coğrafyasında daha önemliymiş çünkü çok daha fazla belirleyici olmuş. Göbeklitepenin çıktığı kronolojik zaman dilimi Neolotik döneme denk düşer. Neolotik dönemin en klasik özelliği de yerleşik hayata geçme tecrübesiymiş. Neolotik dönemin hemen öncesi Paleolitik dönem, Yani M.Ö 50 binlerden yaklaşık M.Ö 10 bininci yıllara kadar insanların göçebe yaşadıkları çok uzun bir zaman dilimi.

Neolotik dönemle beraber yavaş yavaş hayvanlar ve bitkiler evcilleştirilir, kap, kacak yapımı başlar ve bu çanak çömlek sayesinde insanlar biriktirmeyi öğrenir. Her kap, her çömlek malzemenin ertesi güne saklanması anlamına gelir.

İşte klasik kurama göre insanlar önce yerleşmişlerdi ve ardından inanç başlamıştı. Fakat insanlığın ilk inşa ettiği tapınak Göbeklitepe diyor ki, “özellikle bizim buralarda insanlar inançla yakın temasa çok erken geçtiler.”

img_0668
6.6 milyon Euro’ya mal olan çelik çatı

Ve; örgütlenme, kollektif çalışma, birlikte bir şey üretme de sonradan edinilmiştir. Yerleşik hayatla başlar diyen kuram da çürümüş oldu böylece, Göbeklitepe bunu da değiştirdi. İnsanlar kendi aralarında olağan üstü bir iş bölümü gerçekleştirmişler ki ağırlığı 30 ila 50 ton arasında değişen sütunlar burada inşa edilebilmiş. Bu antropoloji anlamında da önemli bir keşif.

Burası bir tapınaksa ve civar halkları tarafından ortaklaşa kullanmak üzere beraber yapıldıysa  tapınağın İki fonksiyonu var o zaman. Biri Ekinoks kutlamaları, diğeri atalar kültü (ölmüş olan atalarla irtibat halinde olmak isteği) denilen bir inanç sistemi.

O zamanlar, insanlar herseyi mitolojik bir dille açıklar, dünya, güneş nedir bilmezlerdi. Güneşi, Ayı yukarı çıkaran ya da aşağı indiren ne?! Belki de ilahi atlar (Pegasus) gündüz alıyor, gece yerine koyuyor. Eğlenceli bir dil!!

İnsanlar tabiatın canlanmasını, ölümünü ve ortadan kalkışını, kışı yazı ve baharı yani mevsimsel dönüşümleri de anlamamışlar. Bunu yapan bir şey olmalı, baharı getiren, kışı getiren bir takım güçler. Yani bir takım anlaşılmayan güçler. Bunun için de kahramanlar yaratmış, efsaneler uydurmuşlar. Misal eski Grek kültüründe Demeter ile kızı Persephone‘nin, Mezopotamya kültüründe Dumuzi ile İnannna’nın hikayeleri gibi.

Yeniden bahar gelsin, kozmos devam etsin diye kutlamalar (ekinoks) yapılırmış. Yani bizim bugün de yaptığımız nevroz kutlamaları gibi. Kozmosun içinde yeniden var olma sağlanıyor böylece. Bu iki kavram, yani atalar kültü ve ekinoks kutlamaları Göbeklitepe’de de icra edilmiş olmalı ki orada bulunan yiyecekler yani kazılarda bulunanlar, bahar aylarına ait. Buraya yani tapınağın etrafına insanlar yerleşmemiş, ev yapmamışlar, yılın belli dönemlerinde düzenli olarak gelmişler ve ritüellerini tekrar etmişler, böylece kozmik düzenin yeniden sağlanmasına katkıda bulunmuşlar.

Tek bir halk olmadıkları tahmin edilen Göbeklitepe’liler kim?

Tapınağın üstünü neden kapattılar?

İnsan boyutundaki dünyanın en eski heykeli “Urfa Adamı’nı Göbekitepe’liler mi yaptı?

Yeni Göbekli Tepeler’lerle beraber hangi sırlar gün yüzüne çıkacak?

Urfa’nın arkeoloji ve mozaik müzeleri bu sorulara yenilerini mi ekleyecek, yoksa ucundan kıyısından göz mü kırpacak?

Bakalım;

Yelda Ugan

10/11/2019, Geos

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.